Monday, 5 December 2011

Rakı Candır :) - İçmek de vefadır.

Ne zamandır yazmak istiyorum yazamıyorum. Aslında belkide biraz sinirimi 
azaltmaya çalışıyorum bu konuda.

Bazıları içmeyi bir marifet sanır, bazıları ise dert için içer. Gülünesidir aslında hemde o kadar çokki 
Marifet sananlar kendilerini kanıtlamaya çalışırlar birşeylere. 
Sanki yarış atıdırlar da bir yere koşuyorlardır.
Koştuklarını sanarlar ama çabuk yorulurlar. 
Dert için içenler vardır ki. Bunlara sadece gülmek yetmez ki 
odunu ıslatıp bi güzel sopalamak gerekir. 
Sanki derdi alır alkol buna inanırlar.


Böyle gülünesidir. Ama sopayı da hakederler.
Efendim gelgelelim bu yazıyı yazmanın nedenine. 
Bu hafta Dünya Rakı Haftası (4-11 Aralık)
Efenim rakı öyle bir şeydir ki. Bir kültürü vardır. 
Şurdan şöyle başlayalım :) 
  • Rakı güneş batmadan içilmez. 
  •  Rakı şişesinin dibini görmeye değil, rakı şişesinde sevgiyi, dostluğu görmeye çalışılır. 
  •  Rakı tek başına içilmez, duvara, masaya bakılarak içilmez, rakı zevk için içilir. Dertlenmek için içilmez, rakı sohbet için içilir. 
  •  Adam sayısı kadar dinlenir, kendi hissen kadar konuşulur. 
  • Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, futbol konuşulur, anılar tazelenir. 
  •  Rakı, şakadan, nükteden, işletmeden anlamayan bayır turplarıyla da içilmez. 
  •  Rakıyla, cahil cesareti ortaya çıkarılırsa, zarar görülür; düşünce cesareti harekete geçirilirse, daha sağlıklı kararlar verilir. 
  •  Rakı gürültü ile içilmez.
  •  Rakıya gözyaşı meze yapılmaz. 
  •  Rakı çabuk içilmez, hemen içip masadan kalkılmaz. 
  •  Herkesin kadehine eşit rakı doldurulur. Buradaki adaletsizliğin ne bu dünyada, ne de öbür dünyada affı yoktur. 
  •  Rakı sofrasında fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir. 
  •  Rakı masasında, sadece kendi masanla ilgilenilir; çevredekilere sadece “afiyet olsun” denir. 
  •  Rakı sofrasında sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz, içilen kahve fincanının tabağında sigara söndürülmez. 
  •  Rakı masasında yalan söylenmez. 
  •  Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da buz konur. Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem de keyfi kaçar. 
  •  Rakı masasına davetsiz oturulmaz. 
  •  Rakı masasında övünülmez.

Çilingir sofrasının mânâ ve ehemmiyeti ise apayrı; “temiz içmek” esastır. Temiz içmek, içki içme terbiyesinin ilk basamağıdır ve içki sofralarının güzelliği de bu temizlikte gizlidir. Temiz içen, içkiyi amaç olarak değil araç olarak içer. O dostluğa, güzelliğe ve mutluluğa ulaşmak için içkiyi bir araç olarak kabul eder ve bu aracı kullanırken de asla kararını kaçırmaz, ölçüsünde kalır. İçkinin her bünyeye değişik etki yapabileceğini kabul edersek, “temiz içmek” de, her bünyenin durumuna göre ayarlanmalı, ölçü kaçırılmamalıdır.

Çilingir sofrası, rakısıyla, mezesiyle, sohbetiyle kurulduğu mekânıyla, her şeyiyle, lezzetin çeşninin üzerine kurulmuş, her şeyiyle çeşni sofrasıdır. Rakı aheste aheste içiliyor, lezzet ala ala sindire sindire… Mezelikleri, mezeleri de özen istiyor. Adabıyla içenler, rakıyı özenle hazırlanmış, az miktarda mezeyle içerler. Rakıdan bir yudumcuk aldıktan sonra azar azar alınır mezelerden, silip süpürürcesine mezelere girişmek rakı adabına uygun düşmez, görgüsüzlük sayılır. Rakı sofrasında beğenilen mezelerden az almak, ikram etmek, paylaşmak gerekir.  

Nice Rakı Haftalarına. Keyifli bol sohbetli hemde




Facebook Twitter Blogger
Contact me: Skype fatih.usalan1 MSN esfatus@hotmail.com
TwitterLatest tweet: I liked a @YouTube video http://t.co/Vauqw89O Don Omar - Danza Kuduro ft. Lucenzo
  Get this email app!  





Wednesday, 23 November 2011

Plansız yaşamak da gerek

Kimin aklına gelmiştir ki, kalkıp koşa koşa gitmek bir yerlere. 
Yada 
ansızın birşeyler yapmaya karar vermek. 
Sonunun nereye gittiğini bilmeden bir otobüse binmek gibidir.
Hayattan zevk almaktır aslında bu. 
Hergün yapılan şeylere aykırılıktır bu. 
Bilmediğin bir şarkıyı söylemeye çalışmaktır.
Toplumun monotonluğuna biraz daha karşı çıkmaktır belkide. 
Üniversite kazanıp 4 sene en ön sırada oturmak değildir. 
Kitapların arasında kaybolmak hiç değildir bu. 
Yada sınav öncesi birşeyler ezberleyip sınavdan sonra unutmakmı asla.

Yaşadığın her anı belki yıllar sonra bile unutmamaktır. 
Keşke dememektir plansız yaşamak. 
Heyecan katmak, adrenalini doruklarda yaşamaktır. 
Belki bir çocuk gibi parka gidip sallanmaktır
Belki de bir otobüse binip başka bir şehre gitmek delice bir amaç uğruna.
Cahit Sıtkı'nın da dediği gibi yaş 35
yolun yarısı ettiğinde
yada bir şekilde kendini hayata attığında başka şeylere vakit bulamamak
değildir.
Monotonlaşmak da değildir.
Eve gelip hergün aynı kanalı izlemeye ,
Aynı koltukta aynı şekilde oturmaya da benzemez.
Birşey karar verilmişse yapılmalıdır :)
 Hayat BUDUR.












Saturday, 15 October 2011

Yepyeni - HSYK - Oha Be !

Tekrar merhabalar.

Elimden geldiğince birşeyler yazmaya çalışıyorum burada. Gündem saçma haberler ve terör mevzusuyla kaynarken HSYK toplantılarının saçma haberleriyle tekrar dumur olduk. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu ( aslında adalet mülkün temelidir deyip güvendiğimiz kurum ) yaptığı toplantılarda 15 yaşından küçüklere karşı rızaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 434. maddesindeki uygulama yeniden hayata geçirilmeli.”

(Yürürlükten kaldırılan bu madde kaçırılan veya alıkonulan kadının evlenmesi halinde koca hakkındaki cezanın 5 yıl ertelenmesini öngörüyor. Ayrıca söz konusu madde mağdurun tecavüzcüsüyle evlenme maddesi olarak yoğun şekilde tartışılmıştı.) 



Yani olay Nihat Doğan'ın şarkısı erkek hegamonyasına dönüştü. Benim olmazsan taciz ederim utanmaz üstüne tecavüz de ederim. 


Neymiş efendim eğer bu uygulama hayata geçirilirse adaletteki iş yükü de azalacakmış. Hem insan dahi denmeyecek yaratıklarla tecavüz edilen kişiyi evlendirceksin. Ondan sonra diyeceksin ki adalet yerini buluyor iş yükümüz az. Bide olduda bitti maşallah. El insaf yahu. Hem hayvanı akla, hemde sokağa sal ki yarın bir gün bir başkasına daha saldırsın. Bu nasıl adalet. 


Bu saçma sebepten ötürü HSYK bilinçli ve hakkını arayan bir genç olarak şiddetle kınıyorum

Sunday, 18 September 2011

Garipten şarkılar - Ne diyorsun arkadaş

Eee bi kere başladın mı ardı gelir demişler. Geliyorda. Uzun zamandır aklımda olan bir konuydu. Geçen yanlışlıkla açtığım bir radyo sonrası dumura uğramamla blogger trendim oldu :)

Herneyse gelelim efendim olaya. Geçenlerde gecenin köründe aa hadi radyodan dinleyim bu seferde müziği diyerek başladığım olay. Beni benden aldı. Radyoda gecenin üçünde Sevgülü ünlü  Türk düşünürümüz Nihat Doğan'dan yine ahanda burdayım - kroluk heryerde dediğim bir şarkı vardı. Bakın sözlerini de paylaşayım biraz hak vermezseniz ne ala : Benim olmazsan taciz ederim.  Portakal dur burda kal. Bu ne arkadaş. Diyorsun ki ya gel kendin yada seni sana bırakmam. Ben bu nacizane arkadaşa şimdi Tarkan'dan kıl oldum abi mi desem yoksa başka ..... mı söylesem. ( Okuyucu aklını kötülüğe kullanma boşluk yerine şarkı gelecek ). Hazır Nihat Doğan demişken aklıma tvde çıkan şu reklam da geldi harbi harbi kıl oldum. Tüylerimde diken diken oldu.

Bazen düşünüyorum da bu şarkıcıları kim gönderiyor bize diye.

Hazır garip şarkılara geldik değinmeden de olmaz bi ara bi şarkı vardı neydi o beni benden alırsan seni sana bırakmam diyordu sevgili  İbo. İngilizce öğretmeye çalışan Ümit Besen'imiz vardı. Şarkının sözleri de I Love you , I love you, Do u love me ? Yes I do 'ydu . Yazık Ümit Besen çok harcadı kendini topluma bişeyler kazandırabilmek için çok yırtındı. Olmayınca da Nikah masasınaaaa oturdun işteeee diyerek yıktı kedere bağladı garibim.

Kıskançlık konusunda manyaklığa bağlamış sanatçılarımızda var. Bizde olmasında kimde olsun. Henüz üç yaşındaaaa bir kardeşim vaaar seni ondan bileee kıskanıyorummm diyerek , kıskançlığa manyaklık boyutunu getirmiş Hakkı Bulut'umuz var.

Kendine zarar verme ortalığı yıkma konusunda Hakan Taşıyan'ımız vardı canım yurdumun. Çıldırır kahrederim hayatımı mahvederim diyordu kendisi. Gelin olduğu gece gidiyor o da işin ekstra noktası. Daha can alıcı.

Acaba ne diyor bu şarkıda dediğimiz sanatçılarımız var bizim. Honki ponki tonki ponki tonki ton gibi bişeyler diyerekten bir Faruk K. mız .

Hey Corç versene borç olmaz maykıl hadi kaykıl ( doğrusu olmaz maykıl bendede yok ) diyen bir Hakan Pekeri'miz

Topluma arabada beş evde onbeş diyerek toplumsal mesaj vermek isteyen dolmuşcu abilerin baş tacı Ankaralı Namık'ımız

Liseeliii liseliii diyerek sapığa bağlamış Cengiz Kurtoğlu'muz

Genç kadınlara kazak örme sevgisini aşılatmaya çalışan Mustafa Sandal'ımız

Allah belanıııı versinnn , Canın çıksıııın insafsıııız , hani sen beniiiiimdin Müzik teröristi İsmail YK'mız

Bize helva sevgisini aşılayan , bakgal amcaaa diyen Mahmut Tuncer'imiz

Acaip hayvanlara benzirsen diyen Hüseyin Turan'ımız var. Yazmaya kalkarsan bol var ama şimdilik bu kadar.
Bu nacizane şarkıyı da bir tebessüm yaratmak amacıyla paylaşıyorum


Yeni bir başlık - Burası bizim gezegen , çıkış sağ tarafta

Yazmayalı uzun zaman oldu. Yazmaya isteğim yoktu cidden uğraşmadım da.Neyse,  Herşeyi geride bıraktığım 1 yıldan sonra gerçekten de kimler için değerli olduğumu, kimlerin hakkımda ne düşündüğünü daha iyi anlama fırsatı buluyorum. Bazen birşeyleri anlamak için dışardan bakmak gerekiyor. Anlayamıyorsun bazen içinde olunca ne olduğunu.

Geride bıraktığım yıllarım var ,  bu yıllar içinde keşkelerim iyikilerim oldu. Deli gibi sevindiğim , çok üzüldüğüm şeyler vardı. Hep batırmışımdır iğneyi kendime, derim bazen çok yavaşım , bazen çok lider ruhluyum diye.  İnsan bazen yeryüzündeki en iğrenç kişi olduğunu da düşünebilir , yeryüzündeki kanatsız melek olduğunu da. Deneyimleriz hep, yapabildiğimiz kadar , görebildiğimiz kadar , sınırlarımız kadar. Gelgelelim nedense son zamanlarda kendimi daha çok meleğe benzetmeye başladım kanatsız olanlardan hani canım. İnsanlar bu kadar da değişmiş umursamaz olamaz diyorum kendi kendime. Düşüyorlarmış. Doğuşundan beri aç gözlü olan insanoğlu , kendini daha da ilerletmiş insanları kullanır olmuş. Kendilerine verilen değeri umursamaz olmuş. Olmuşta olmuş yani.

Bu Avrupa olayları öncesinde beni desteklemeyenler , hatta gerizekalı olduğumu düşünenler oldu. Var biliyorum gözlerinizdeki ifadeyle ağzınızdan çıkan iyi olur canım sözlerini hala anımsıyorum.

Bir de şu var. Hayat fırsatlarımıza göre insanlar tanıyoruz, hayatımıza yeni kişiler dahil ediyoruz. Ne şekilde olursa olsun bir kefeye koymuş oluyoruz. Ama insan şaşırtıyor işte. Neyse efendim bu kadar. Uzatmanın manası da yok :)

Keyifli sonbahar günleri diliyorum hepinize.
Kucak dolusu sevgiler

Tuesday, 5 July 2011

Chapter 54 - Human Trafficking





Hi everyone

Last time I wrote it was long time ago. And it's really sad to can't write. Need to do stuffs and feeling summer.

In this nice summer, I'm going to ending time of my project. And I'm feeling so mixed.
I think Latvia will take a big part in my heart.

This topic will be about Human Trafficking
There is one of the huge problem of the world. Make people slave. Use them in different kind of positions, e.g sex slaves , work labour, organ trafficking. 


In that case, 4 create awareness we had a simulation game.
We had a plan. I was in trafficker role.

How ? 
We were in middle of nowhere for 3 days.
Actually it was really hard to give command to people make them slave.

And fırst day everything was perfect ,  we were playing games, talking a lot.Than saturday morning we woke up around 5 am in the morning and plan everything.


In case we had two people who had a mask and military clothes.

(Actually when I woke up, even I scared from them )

I think photos can explain more :) 







Chapter 55 - Bizden adam olmaz ! (TR)





Merhabalar ,

Yaşam hızlı bir şekilde akmaya devam ediyor. Gönüllülüğümü geride bıraktığım 11 ay içinde gördüklerim biraz da olsun fikrimi şikayetimi sunma isteğimi daha da artırıyor.

Letonya'nın başkentı Riga'da 1 yıllık Avrupa Gönüllü Hizmetimin son ayına girmiş bulunmaktayım. Avrupa'yı biraz daha görme fırsatı bulduktan sonra, gelgelelim bizim ülkede neler eksik diye aramaya başladım. Neler değil ki !!!

Avrupa Birliği'ne girme süreci içinde giden canım ülkem bir çok eksiğimiz var. En sonuncusunu da gördükten sonra burda yazmaya karar verdim. Bu yazıda belli başlı başlıklar altında gideceğim.

Geçenlerde otobüs durağında farkettiğim olayla sinirlerim biraz daha kabardı. 700.000 nüfusu olan şehrin belli başlı noktalara GECE OTOBÜSÜ var ve sadece %50 fazla ödüyorsunuz . Ankara'lı olanlar bilir ( Bu arada Ankara'da yaşadığımı söylemeyi unutmuşum ) saat gece 11 den sonra otobüs bulamazsınız. Ankara'da gece otobüsünün olmamasının akıllı sebebi güvenlikten ötürüdür. Ya da üstü kapalı bir şekilde şöyle denmektedir : Ulan gece gece dışarda ne işiniz var , Geceleri dışarıya ancak ayyaşlar , içki içenler çıkar oturun oturduğunuz yerde yada oturmayın uyuyun.

Kendini bilmez bazı kişilerin aldığı saçma sapan kararlar yüzünden böyle saçma salak bir haldeyiz.
Gece kültür faaliyeti olmaz akşam 11 dan sonra dışarıya çıkılmaz.

Avrupa'da durum nasıl ? 

Letonya'da yaz için gece ulaşımı var. Londra (İngiltere) gece ulaşımı olabildiğince fazla , Polonya'nın başkenti Varşova'da gece 15-20 dakika da bir otobüs tramvay vardır.

Londra


Bir ikincisi bisiklet denen bir alışkanlığı yoktur bizde. Bisiklet kullanan kişilere farklı bir bakış açımız bir toplum baskımız var. En azından bisiklet kullandığım zamanlarda bunu hissettim. - Ki bisiklet yolu mu ? O da ne ? demeye hiç mi hiç gerek yok.
Yaya ve bisiklere ait yol



Bir başka bir konu ise bayağ bir garip bir milletiz. Yediğimiz cipsin paketini , kolanın şişesini , sigaranın izmariti sokağa fırlatıp arkamıza bile bakmadan giden bir toplumuz. Fakat en azından Letonya'da durum böyle değil. Sokaklar olabidiğine temiz ve güzel.

İşte bu yüzden her seferinde kendimizi belli ediyoruz ne kadar Avrupa'dan uzak olduğumuzu. Önemli olan para,isim değil KÜLTÜR.